AK Parti Ankara Büyükşehir Belediyesi ve Gölbaşı Belediye Meclis Üyesi Ahmet Özbek, Ankara Büyükşehir Belediye Meclisi’nde yaptığı konuşmada kamu malının korunması, yolsuzluk iddialarıyla mücadelenin kararlılıkla sürdürülmesi ve hukukun üstünlüğünün tavizsiz uygulanması gerektiğini vurguladı.

Özbek, hiçbir makamın hukukun üstünde olmadığını belirterek, kamu kaynaklarının milletin emaneti olduğunu ifade etti. Konuşmasında, soruşturmaların hukuk devleti ilkeleri çerçevesinde yürütülmesi gerektiğini dile getiren Özbek, şu ifadeleri kullandı:

"Sayın Başkan, Kıymetli Meclis Üyeleri;

Bu kürsüye siyasi tartışma yapmak için çıkmadim baştan söylüyorum, milletimizin bize emanet ettiği büyük bir sorumluluğu hatırlatmak için söz almış bulunuyorum.

Belediyeler; asfalt döken, park yapan, bina inşa eden kurumlar olmanın ötesinde, milletin alın terini yöneten emanet makamlarıdır. Bu kürsüde oturan her birimiz, hangi siyasi görüşten olursak olalım, önce bu emanetin muhafızlarıyız.

Çünkü kamu malı, sahipsiz değildir.

Bir kuruşunda işçinin alın teri, emeklinin duası, esnafın kazancı, çiftçinin emeği, gencimizin geleceği vardır. İşte bu yüzden kamu malına uzanan her yanlış el, yalnızca bütçeye değil, doğrudan milletin hakkına uzanmış olur.

Devletimiz bir hukuk devletidir. Hukukun üstünlüğü; kişilere göre değişen değil, herkese eşit uygulanan en büyük güvencedir. Hiç kimsenin makamı, siyasi kimliği, unvanı veya nüfuzu hukukun üzerinde değildir. Suç işleyen de hukuk önünde hesap verir; suçsuz olan da yine hukuk önünde aklanır. Bizim pusulamız sokakların gürültüsü değil, mahkemelerin vereceği kararlardır.

Ancak burada altını özellikle çizmek istediğim bir husus var.
Yolsuzluk iddiaları karşısında ilk refleksimiz, kişileri değil, adaleti savunmak olmalıdır. Çünkü adalet zedelenirse siyaset de zedelenir, kurumlar da zedelenir, en önemlisi milletin devlete olan güveni yara alır.
Hiçbir siyasi başarı, hiçbir makam, hiçbir koltuk; milletin emanetinden daha değerli değildir.

Bugün belki bir başkasının sınandığı bir imtihandır, yarın aynı imtihan hepimizin karşısına çıkabilir. İşte bu yüzden şeffaflık, hesap verebilirlik ve denetlenebilirlik; sadece hukukun değil, vicdanın da gereğidir.

Bizler, belediyelerde israfın değil tasarrufun, kayırmacılığın değil liyakatin, kapalı kapılar ardındaki ilişkilerin değil şeffaf yönetimin hâkim olmasını istiyoruz.

Çünkü güçlü devlet; suçun üzerini örten değil, üzerine kararlılıkla giden devlettir.
Güçlü devlet; kimden gelirse gelsin hukuksuzluğa göz yummayan devlettir.
Güçlü devlet; kamu malını kendi namusu gibi koruyan devlettir.
Ve güçlü devlet; adalet terazisini eğip bükmeden, hiçbir baskıya boyun eğmeden işletendir.
Bizim beklentimiz de budur.

Soruşturmalar hukuk içerisinde yürüsün, yargı bağımsız kararını versin, suçlu olan cezasını çeksin, masum olan da hukuk önünde aklansın. Hiç kimse yargının yerine geçmesin; hiç kimse yargıyı baskı altına almaya da sakın ha kalkışmasın.

Çünkü adaletin gücü, devletin gücüdür.

Bizler bu meclis çatısı altında milletimize söz verdik. O söz; emaneti koruma sözüdür. O söz; kamu hakkını son kuruşuna kadar savunma sözüdür. O söz; hukukun üstünlüğünden asla taviz vermeme sözüdür.

Ancak değerli meclis üyeleri;

Bir örnek üzerinden konuşalım. Sadece örnek.

Düşünün ki bir belediyede bir müteahhit, kanunen birkaç hafta içerisinde alması gereken inşaat ruhsatı için aylarca bekletiliyor. Sekiz ay, on iki ay süründürülüyor. Sonra birileri çıkıyor, “İstersen bu işi hızlandırabiliriz.” diyerek araya iş takipçileri koyuyor. Eğer bir belediyede böyle kapılar açılıyorsa, eğer sokakta “Şu işin de bir tarifesi var. Falanca belediyede” diye konuşuluyorsa, eğer iskan aşamasında “Projeyi biraz aşabilirsin, nasıl olsa bunun da bir bedeli var.” anlayışı oluşuyorsa; orada sadece bir işlem kirlenmez, devletin itibarı kirlenir.

Daha da vahimi, eğer müteahhit “Nasıl olsa sonradan parayla çözerim.” rahatlığıyla projesinin dışına çıkmaya cesaret ediyorsa, bilinmelidir ki bu çürüme sadece bir binayı değil, kamu vicdanını da yıkmaya başlamıştır.

İşte tam da burada devletin kudreti devreye girer.

Devlet, milletin hakkına uzanan ele göz yummaz. Devlet; kamu malını, milletin emanetini ve hukuku korumak için vardır. Kim olursa olsun, hangi makamda bulunursa bulunsun, hangi unvanı taşırsa taşısın, hukukun karşısında ayrıcalıklı değildir.

Kimse “Ben seçildim, bana dokunulamaz.”, “Ben güçlüyüm, bana bir şey olmaz.” zannetmesin.

Hukuk günü geldiğinde kapınızı çalar. Nerede olursan ol ister yurt dışında, ister sokakta, ister otel odasında, devlet gelir seni böyle ensenden yakalar. Ben dürüstüm, bakın yurt dışındaydım, duydum hemen geldim naralarına da itibar etmeyiniz; paşa paşa zaten geleceksin.

Devlet, hukukun verdiği yetkiyle hareket eder; gerektiğinde görevini yapar, hesabını sorar ve adaletin gereğini yerine getirir.

Hiç kimse bulunduğu makamın arkasına saklanarak milletin hakkını gasp edemez.

Bizim medeniyetimizde yetki emanet, makam ise imtihandır. Emanete ihanet eden, bunun hesabını önce vicdana, sonra da hukuka verir.
Onun için hiç kimse hukuku küçümsemeye, soruşturmaları itibarsızlaştırmaya ya da suç ile mücadeleyi siyasi tartışmaların gölgesine çekmeye kalkışmamalıdır.

Devlet sabırlıdır ama unutmaz. Hukuk gecikebilir; fakat günü geldiğinde tecelli eder. O gün geldiğinde de herkes, makamına değil hukuk devletine hesap verir.

Rabbim bizleri milletin emanetine sadakatle hizmet edenlerden eylesin.

Bu düşüncelerle Meclisimizi ve Aziz Gazi Ankara’mızı saygıyla selamlıyorum.

Kalın sağlıcakla."